Trump 8.5 yıl sonra neden Çin'de? 'Soğuk Barış' zirvesinin şifreleri: Stratejik sıkışma ve pazarlıklar...

Haberler

Moderator
6a0501009425936670984e54.jpg

Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr- ABD Başkanı Donald Trump, siyasi kurmayları ve Amerikan şirketlerinin üst düzey temsilcilerinden oluşan geniş bir heyetle Çin'e resmi bir ziyaret gerçekleştiriyor. Tüm dünya gözlerini 15 Mayıs'a kadar Çin'in başkenti Pekin'e çevirecek ve küresel dengelerin epey hassas olduğu böylesi bir dönemde alınacak her karar, yapılacak her temas, ağızlardan çıkacak her söylem ekstra anlamlar taşırken adeta kelebek etkisiyle dünyanın dört bir yanında potansiyel sonuçlar doğuracak. İran ve ABD'nin 7 Nisan'da başlayan ateşkesi tüm kırılganlığıyla sürerken Trump-Xi buluşmasının elbette İran'da ve Doğu Akdeniz'de de yankı uyandırması bekleniyor. Bu bağlamda akıllara gelen soruların başında kaçınılmaz olarak “Neden şimdi?” gelmekte.

6a0502a09425936670984e5d.jpg


Hatırlanacağı üzere Eski ABD Başkanı Joe Biden, kendi döneminde Çin'i hiç ziyaret etmemişti. Çin'e resmi bir ziyarette bulunan son ABD lideri de Donald Trump'tı. 8-10 Kasım 2017 tarihleri arasında gerçekleşen zirveden bu yana çok şey değişti. Dünya bir pandemi atlattı; Rusya, Ukrayna'yı işgale girişti; ABD, Afganistan'dan çıktı; küresel enflasyon krizi, çip krizi yaşandı, ABD'de yeniden Trump başkan seçildi, Brexit yaşandı ve AB'nin giderek etkisini yitiriyor... Bu çerçeveden bakıldığında Çin'in daha “stabil” olduğunu düşünmek mümkün. O zaman tüm bunların ışığında ziyaretin önemini değerlendirmeye geçelim.

İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Dış Politika Enstitüsü Akademik Kurul Başkanı Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ve ANKASAM (Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Milliyet.com.tr okuyucuları için tarihi zirvenin şifrelerini masaya yatırdı.

STRATEJİK SIKIŞMA VE “NEDEN ŞİMDİ?”


Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol'a göre ziyaretin zamanlaması rastgele bir diplomatik takvimden ziyade “stratejik bir zorunluluk.” Prof. Dr. Erol, normal şartlarda Mart ayında yapılması planlanan zirvenin ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim nedeniyle ertelendiğini hatırlatırken bu hamlenin, hem Washington hem de Pekin için “kaçınılmaz bir uzlaşı arayışını” yansıtıyor:

Alıntı Metni

Bunların yanında “Ziyaretin zamanlamasını stratejik kılan temel unsurların başında hiç kuşkusuz Orta Doğu ve İran Krizi gelmekte” diyen Prof. Dr. Erol, “Petrol fiyatlarının fırladığı ve küresel enflasyonun tırmandığı bu hassas dönemde, Trump 'kırılgan ateşkesi' kalıcı kılmak istiyor. İran üzerinde önemli bir etkiye sahip olan Çin'in, krizin çözümünde arabulucu rolü üstlenmesi hedeflenmekte” yorumunda da bulunuyor.

Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ise ABD'nin İran konusunda Çin'den beklentisini değerlendirirken “Amerikalılar 'Petrolünün yaklaşık yüzde 12'sini İran'dan alması, Hürmüz'den geçen petrolün yüzde 40'ını tek başına ithal etmesi nedeniyle bu boğazın kapalı kalması Çin'i rahatsız eder' şeklinde düşünüyor ve Çin'e 'Lütfen topa gir artık, İran'ı ikna et' diyorlar” ifadelerini kullanıyor ancak şöyle devam ediyor:

Alıntı Metni

ABD'nin içinden geçtiği zorlu sürece de dikkat çeken Prof. Dr. Oğuzlu, Amerika'nın pek çok cephede 'sıkıştığını' ifade ediyor ve “Dünyanın genelinde ABD'nin itibarını ve inandırıcılığını kaybetmesi gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla Trump'ta bir rahatlık, nefes alma ve özellikle Çin'le olan ilişkilerde bir düze çıkma arzusu var” değerlendirmesinde bulunuyor.

6a0504559425936670984e61.jpg


TİCARET SAVAŞLARINDA YENİ PERDE

Eğer Çin ve ABD ilişkilerinde bir düze çıkma durumu söz konusu olacaksa uzlaşının temelini “ticaret savaşları” oluşturmalı. İki uzman da Trump'ın yüzde 145'leri bulan “gümrük vergileri” hamlesinin ardından Ekim 2025'te Güney Kore'de sağlanan geçici uzlaşıya dikkat çekiyor. Bilindiği üzere Trump, aralarında Tesla'nın patronu Elon Musk, Apple CEO'su Tim Cook ve Nvidia'nın kurucusu Jensen Huang'ın da bulunduğu 17 Amerikan şirketinin üst düzey temsilcilerini de beraberinde Pekin'e götürdü. Prof. Dr. Erol bu meseleyi şöyle değerlendiriyor:

“Trump, bu geçici uzlaşıyı kalıcılaştırmak ve Çin pazarını Amerikan devlerine açmak istiyor. Öte yandan her ne kadar Çin’deki Amerikan yatırımlarını ülkesine taşımak istese de bunu hemen yapamayacağının da farkında. Bunun yerine aşamalı bir geri çekilme ya da ABD’nin süreçte büyük ölçüde etkili olacağı, yeni kurallara dayalı bir işbirliği sürecini hedeflediği anlaşılıyor.”

6a0503109425936670984e5f.jpg


Prof. Dr. Oğuzlu da bu noktaya değinirken “ABD ithalatı azaltıp ihracatı artırmak için Çin'in pazarını ABD şirketlerine ve mallarına açmasını istiyor. Dolayısıyla biraz talepkar olacaklar. Trump, 'Sen artık ihracat şampiyonusun, gel o paraları Amerikan ekonomisine yatır, örneğin sen de gel benden Boeing al' diyecek. ABD'nin bir paketi var, onu satmaya çalışıyor. Çin tabii bunların çoğunu yapmayacak yüksek ihtimalle” diyor fakat “Ama..” diye devam ediyor:

Alıntı Metni

'SOĞUK BARIŞ' DÖNEMİ

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol tam da bu bağlamda bir fotoğraf çekiyor. Yaşanan süreci “Soğuk Barış” şeklinde değerlendiren Prof. Dr. Erol söz konusu kavramı ve küresel düzene muhtemel etkisini dile getirirken ABD ve Çin arasında kaynakları ve koridorları kontrole yönelik, hibrit yöntemlerin çeşitlendiği ve etkisini her geçen gün daha net bir şekilde hissettirdiği bir vekalet savaşları döneminin yaşandığını dile getiriyor ve ekliyor:

Alıntı Metni

OLMAZSA OLMAZ MESELE: TAYVAN

Doğal olarak ABD ve Çin bir araya geldiğinde masada Tayvan sorunu da kendisine yer buluyor. Peki Venezuela'da ve İran'da “zorba” denebilecek bir tavır sergileyen ABD için sonraki durağın Küba olduğu söylenirken Çin, Tayvan hakkında nasıl bir gündemle masaya oturacak? Masada Çin için en hassas konu olan Tayvan konusunda Pekin cephesinin taviz vermeye niyeti olmadığı görülüyor. Prof. Dr. Erol, Çin'in Tayvan konusunda geri adım atmayacağını net bir şekilde ifade ederken mevcut tabloyu “Masada eli kuvvetli olan bu sefer Pekin” şeklinde ifade ediyor. Çerçeveyi genişleten Prof. Dr. Oğuzlu ise Xi Jinping ve Pekin'in “kurumsal sabrına” vurgu yaparak Çin’in Tayvan’ı askeri bir operasyondan ziyade, ekonomik entegrasyonla ve zaman yayarak bünyesine katmayı hedeflediğini öngörüyor:

“Amerikan siyasetçileri Tayvan'a gidip mesaj verdiklerinde bu Çin'de müthiş bir gerginlik yaratıyor. Ama şimdi Trump bunu yapmıyor ve yapmayacaklar büyük ihtimalle. Trump ekstra bir gerginlik yaşamak istemiyor çünkü bu bir zayıflık olur. Ortamı bulandırmayarak, olayı sadece Amerika-Çin ikili ilişkisi gibi kurguluyor. Çin de bunu bir zafiyet olarak okuyor; Amerika'nın eli zayıf olduğu için böyle davranıyor diye düşünüyor. Her geçen gün Tayvan konusunda da Çin'in lehine işliyor... Tayvan da stresli çünkü 'Amerika beni satar' diye düşünüyor. Trump örneğin 11 milyar dolarlık bir silah anlaşması yaptı ama Çin'in araya girmesiyle bunu askıya aldı. İkinci bir anlaşma yapmayı da Çin'le pazarlığın unsuru gibi gördü. Bu tam da Çin'in istediği şey. Çin'in korkusu şudur: Tayvan'ın arkasında duran, silahlarla onu Çin'e karşı savunacak kafası net bir ABD. Biden'la bu böyleydi ama şimdi Trump hiç öyle değil. Çin'le olan ilişkisinin kalitesini daha fazla önemsiyor.

Son olarak Prof. Dr. Oğuzlu, Trump'ın kural ve norm tanımayan tavırlarının ABD'yi "güvenilmez bir aktöre" dönüştürdüğünü ve bu durumun Çin için tarihi bir fırsat olduğunu belirtiyor ve “Trump resmen hediye ediyor. 'Al, ben bu küresel liderlik işini yapamıyorum' diyor” şeklinde konuşuyor. Velhasıl enine boyuna değerlendirdiğimiz bu tarihi ziyaret 21. yüzyılın yeni dünya düzeninin kodlarını da belirleyecek gibi görünüyor.

ABD Başkanı Trump 8.5 yıl sonra Çin'de! Pekin'de resmi törenle karşılandı
 
Geri
Üst