Magazin
Moderator
BATIKAN ALTAŞ/MİLLİYET.COM.TR - İran, modern tarihi boyunca protestoların ve toplumsal itirazların belirleyici rol oynadığı bir ülke oldu. Uzmanlara göre 19. yüzyıl sonundaki Tütün Protestoları’ndan Anayasal Devrim’e, 1979 İslam Devrimi’nden 2009 Yeşil Hareketi’ne ve 2022’deki "Kadın, yaşam, özgürlük" gösterilerine uzanan süreç, protestonun İran siyasetinde istisnai değil, kalıcı bir olgu olduğunu gösteriyor.
İRAN’DA ATEŞ BÖYLE HARLANDI: KAPANAN KEPENKLER, YÜKSELEN PROTESTOLAR
28 Aralık 2025’te patlak veren ve kısa sürede ülke geneline yayılan son protesto dalgası da bu tarihsel sürekliliğin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre döviz kurundaki sert yükselişle özellikle Tahran’daki ticaret merkezlerinde kepenklerin kapanması, ağır yaptırımlar altındaki İran ekonomisinin kırılganlığını yeniden görünür kıldı.
ABD’nin "maksimum baskı" politikası, Haziran 2025’te İsrail’le yaşanan 12 günlük savaş ve ardından BM yaptırımlarının yeniden devreye girmesi krizi derinleştirirken, protestolar Washington–Tahran hattında yeni bir gerilim başlığına dönüştü.
ABD-İRAN ARASINDA İLK SÜRTÜŞME
İran’daki olaylarla ilgili ilk Wasington-Tahran sürtüşmesi, 2 Ocak’ta ABD Başkanı Trump’ın, İran hükümetini ülkedeki protestolar üzerinden tehdit ederek Tahran yönetiminin göstericileri öldürmesi durumunda Washington’un “hazır ve tetikte” olduğunu söylemesiyle başladı.
TRUMP’IN ART ARDA GELEN AÇIKLAMALARI
Ardından tarihler 9 Ocak’ı gösterdiğinde, İran lideri Hamaney, Trump'ı gösterileri körüklemekle suçladı. İran’daki olaylar günden güne şiddetini artırırken, protestolardaki ölü sayısı da giderek yükselmeye başladı.
Bu esnada Trump ülkeye yönelik söylemlerini sürdürdü. 13 Ocak’ta "yardım yolda" dedi, 22 Ocak’ta ise "O yöne giden çok sayıda gemimiz var" açıklamasını yaparak Orta Doğu’da savaş senaryolarının yazılmasına vesile olan açıklamaları yaptı.
Söz konusu süreçte askeri tehditler ve diplomatik temaslar eş zamanlı ilerlerken, İran ile ABD 12 günlük savaşın ardından nükleer müzakere masasına yeniden oturdu.
Milliyet.com.tr, İran-ABD hattındaki ilişkinin seyrini ve İsrail’in savaş söylemlerinin bölgesel tansiyona olası etkilerini uzman görüşleriyle ele aldı.
'TRUMP MÜZAKERELERİ YÜKSEK PERDEDEN AÇIYOR'
Orta Doğu Araştırmacısı ve Politika Analisti Levent Kemal, mevcut tabloyu değerlendirdi.
Kemal’e göre mevcut koşullarda Orta Doğu’da doğrudan ve geniş çaplı bir savaş ihtimali düşük: Bölge ülkeleri çatışma yerine diplomasiyi önceleyen ortak bir tutum içinde. Geniş çaplı bir savaş için kamplaşma gerekir ama böyle bir tablo yok.
Öte yandan Kemal, "Trump tüm müzakere süreçlerini yüksek perdeden açıyor. Bunu yapmak için askeri gücü kullanmaktan da çekinmiyor. Bu nedenle burada ‘maliyeti düşük’ bir şekilde İran ile üstün pozisyonda müzakere ederek işi bitirmek istemiş olabilir. Ekonomik baskı İran’ı elbette etkiliyor ancak bunun İran’ın tavrında etkin bir değişime neden olduğunu söylemek güç" değerlendirmesinde bulundu.
'ZİNCİRİN SON HALKASI'
Soru: Netanyahu’nun, “ABD olmasa bile İsrail saldırabilir” söylemi Trump’ın karar alma sürecini etkileyebilir mi?
Kemal: İsrail’in tek başına saldırısı mümkün mü? Teknik olarak evet. Bu ABD’yi bir şeye sürükler mi? Tabii ki. Ancak bu zincirin son halkası ABD’nin hazır olmasa da mevcut yığınakla İsrail’e savunma desteği vermesi değil. Son halka ABD’nin İsrail’in böyle bir 'oldu bittisine' vereceği tepki olacaktır.
‘YAKIN VADEDE ABD SALDIRISI MUHTEMEL’
Kemal, yakın zamanda olası bir ABD saldırının mümkün olup olmadığıyla ilgili sorulan soruya ilişkin, “Yakın vadede müzakerelere rağmen bir ABD saldırısı oldukça muhtemel. Müzakerelerde İran bir taviz vermediği sürece ABD dosyayı sert bir saldırı ile kapatmak isteyebilir. Bunun ardından ise İran’da gösteriler ve muhalif hareketler daha yaygın bir şekilde rejimi değiştirme girişimlerinde bulunabilir. Müzakerelerde sağlanacak bir anlaşma dışında İran için neredeyse tüm senaryolar çalkantılı, ekonomik olarak giderek kötüleşen bir duruma işaret ediyor. Taraflar için savaş eşiği ABD’nin bir operasyon ile Hamaney’i hedef alması veya bir misillemenin çok sayıda ABD askeri veya İsraillinin öldürülmesi ise aşılabilir” dedi.
Öte yandan Anadolu Ajansı Başmuhabiri ve araştırmacı gazeteci Mehmet Alaca da, gelişmeleri Milliyet.com.tr’ye değerlendirdi.
'AÇIK BİR SAVAŞ YENİ BÖLGESEL STATÜYÜ TERS YÜZ EDER'
Alaca, bölgedeki gerginliklere ilişkin, "Bölgede topyekûn bir savaş ihtimalini tetikleyecek risk faktörleri halen çok aktif ancak açık bir çatışma veya savaşın yaratacağı maliyetin riski öngörülemez bir tablo ortaya koyuyor. Açık bir çatışma yeni bölgesel statüyü ters yüz edebilir. Bu durum şu an için ne ABD’nin ne de bölge aktörlerinin lehine" ifadelerini kullandı. Uzman isim, bu nedenle ABD–İran–İsrail hattındaki gerilimin sınırlı kalacağını öngördüğünü ifade etti.
'UMMAN TERCİHİ GÜÇ VE GÜVEN MESELESİ'
Umman’ın daha önce de dolaylı temaslarda güven inşa edilen bir adres olduğunu vurgulayan Mehmet Alaca, İran açısından bilinen bir zeminin tercih edilmesinin anlaşılır olduğunu ifade etti: Mekan meselesi teknik bir meseleden ziyade güç testi, güven ve kontrol amaçlı gibi.
'ÇATIŞMANIN MALİYETİ TARAFLARI MASAYA ÇEKTİ'
Ayrıca ABD ile İran’ı yeniden müzakere zeminine getiren temel unsurun, çatışmanın maliyetinin yönetilemez seviyelere çıkma riski olduğunu belirterek, sürecin özellikle Tahran açısından "zaman kazanma" ve "krizi dondurma" amacı taşıdığını söyledi.
Alaca, İsrail’in temel hedefinin Tahran’dan gelebilecek tehditleri uzun süreli olarak minimize etmek olduğunu söyledi ve “İsrail, İran’da rejimin çökmesini veya daha da güçsüz kalmasını istiyor” dedi.
'ABD BU KEZ DAHA İTİDALLİ DAVRANABİLİR'
Uzman isim, "İsrail’in baskıları ABD’ye tesir ediyor ancak bu kez yeni bölgesel statükonun etkileneceği bir toplamın ortaya çıkmaması için daha itidalli gidileceğini düşünüyorum" açıklamasında bulundu.
‘TÜM ÖNGÖRÜLER TRUMP’IN BİR KARARIYLA ALTÜST OLABİLİR’
Son olarak, ancak tüm öngörülerin Trump’ın ani kararlarıyla altüst olabileceğine de dikkat çekti çekerek, "Hem iç siyasi ve toplumsal kırılganlık hem ekonomik sorunlar hem de vekil güç aparatları açısından oldukça kırılgan bir İran var" ifadelerini kullandı.
Gelişmeleri son olarak İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural değerlendirdi.
Vural’a göre, ABD’nin olası İran saldırısı, Tahran’daki karar alıcılar tarafından bunun sınırlı bir çatışmayla kalmayacağı yönünde değerlendiriliyor. Özellikle İran’ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere birçok yetkili, bunun “12 gün savaşı gibi bitmeyeceğini” vurguluyor.
VURAL: DÜNYA EKONOMİLERİNİ ÇOK CİDDİ BİÇİMDE ETKİLER
Vural, olası çatışma riskiyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda uzun süreli bir kaos ve ticaretin kesilmesi, dünya ekonomilerini ve piyasaları ciddi biçimde etkiler. İran, ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine açıkça "Topraklarınızı ABD’ye kullandırırsanız hedef olursunuz" mesajı vermektedir. Bu nedenle İran, çatışmanın geniş çaplı olacağını söyleyerek caydırıcılık üretmeyi hedeflemektedir. Ancak karşılıklı bir çatışmanın uzun süreli ve sonu belirsiz bir sürece evrilme ihtimali de göz ardı edilemez.
‘UMMAN SÜRECİ İRAN AÇISINDAN 2025’E DÖNÜŞ’
Vural ayrıca, “Umman’da devam eden süreç, İran açısından Haziran 2025’te yarım kalan nükleer müzakerelerin devamı olarak görülüyor. İran’a göre diplomasi masasını yıkan ve bombalayan ABD oldu; bugün ise “masaya geri dönen” taraf gibi gösterilmek isteniyor. Bu nedenle Umman süreci, İran açısından Haziran 2025’e bir dönüş olarak algılanıyor” ifadelerini kullandı.
‘İSRAİL, HERHANGİ BİR ANLAŞMAYI KABUL ETMİYOR’
Ayrıca Vural, İsrail’in saldırgan söylemleriyle ilgili, "İsrail, İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmayı kabul etmiyor ve İran’ın tamamen silahsızlandırılmasını istiyor. Netanyahu hükümetinin bu tutumu süreklilik arz ediyor. ABD’nin seçim yılı olması ve İsrail’in etkisi, savaş riskini tamamen ortadan kaldırmıyor" dedi.
İlginizi Çekebilir
‘BÖLGEDE ÇATIŞMA RİSKİ VAR’
"Bugün Körfez’de sınırlı bir çatışma riski vardır ancak bölgesel ölçekte genişleyen bir savaş ihtimali de son derece gerçektir" diyen Vural, "İran, ABD’yi caydırmak için asimetrik unsurları devreye sokabileceğini açıkça söylüyor. Bu nedenle diplomasinin devamı hayati önemdedir. Ancak İsrail’in ABD üzerindeki etkisi süreci sürekli kırılgan kılmaktadır. 2026’da da bu dosya sıcak kalacaktır" ifadelerini kullandı.
İsrail basını 'ateş kuşağını' yazdı! 'Türkiye'yi durdurmak zor, bu fırsatı kaçırmamamız gerek'
SON DAKİKA! Kabine'de değişiklik: İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Adalet Bakanı Akın Gürlek oldu