Ahmed Şara'yı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye her zaman Suriye'nin yanında olacak

Teknoloji

Moderator
696e4a939968c6ee7fa49c10.jpg

Beştepe'de gerçekleştirilen kritik Kabine Toplantısı'nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millete Sesleniş konuşması yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Dünden kaçanların, milletten hesap vermekten imtina edenlerin aksine; biz, hesabını millete vermeyi şiar edinmiş bir kadroyuz. Bunun en somut göstergesi olarak 2025 yılına ait hizmet dökümümüzün özetini geçtiğimiz günlerde kamuoyumuzla paylaştık.

Çocuklarımızın yarıyıl tatiline girip karne heyecanı yaşadığı bu günlerde, biz de geçtiğimiz senenin karnesini aziz milletimizin takdirine sunduk. Zaman zaman zorluklarla karşılaşsak da milletimize hizmet yolculuğumuzu emin, kararlı ve istikrarlı adımlarla sürdürüyoruz.

Türkiye’yi her alanda şahlandırmak, çağ atlatmak ve kutlu hedeflerine bir adım daha yaklaştırmak için tüm imkânlarımızı seferber etmiş durumdayız.

Bu aziz vatanın her köşesini ihya etmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin imkânlarını bu ülkenin her bir ferdine adil şekilde ulaştırmakta kararlıyız. Buradan özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Bize oy vermiş olsun ya da olmasın, bu ülkede yaşayan her bir kardeşimiz bizim nazarımızda aynı derecede hizmete ve hürmete layıktır.Bölgecilik yapmak, insanlarımızı siyasi görüşlerine, kökenlerine veya oy tercihlerine göre ayırmak bizim kitabımızda hiçbir zaman yer almamıştır.

"SÖZLERİMİZLE DEĞİL ESERLERİMİZLE KONUŞUYORUZ"

Her zaman sözlerimizle değil, eserlerimizle konuşuyoruz. Değerli kardeşlerim, bugün başkentimiz Ankara’ya, Yeni Türkiye vizyonunu simgeleyen bir yatırımı daha kazandırmanın gururunu yaşıyoruz.

Kabine toplantımızdan önce hizmete açtığımız Esenboğa Havalimanı’nın üçüncü pisti ve yeni hava trafik kontrol kulesinin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Türkiye’nin başkentini; vatandaşlarımızı haftalarca huzursuzluğa, susuzluğa ve kuyruklara mahkûm eden bir zihniyetin insafına bırakamayız. Enerjilerini sorunlara çözüm üretmek yerine bahane üretmeye, kendi dışındaki herkesi suçlamaya, görevini yapan basın mensuplarını tehdit etmeye harcayanlar; bizim şehirlerimize hizmet sevdamızı asla kıramazlar.

Bu ülkede kutuplaştırma denince, kriz fırsatçılığı denince, felaket tellallığı ve iş bilmezlik denince kimin akla geldiği herkesin malumudur. Yine bu ülkede kimin hizmet karnesinin “pekiyi”lerle dolu olduğu, kimin sicilinin ise çürüklerle, zayıflarla ve kara lekelerle anıldığı gayet iyi bilinmektedir.

"DÜNYA EN KAOTİK DÖNEMLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR"

Dünyamız, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana belki de en kaotik, en belirsiz dönemlerinden birini yaşıyor. Mevcut sorunlar derinleşerek büyürken, her geçen gün bunlara yenileri ekleniyor. Kural temelli uluslararası sistem hem ağır yaralar almış hem de ciddi bir itibar kaybına uğramıştır. Hukukun gücü yerine, gücün hukukunun hâkim olduğu daha adaletsiz, daha çarpık bir küresel düzene doğru hızla savruluyoruz.

Rusya–Ukrayna savaşı önümüzdeki ay beşinci yılına girecek. Bu süreçte her iki taraftan yüz binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yerle bir oldu, milyonlarca insan doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yürütülen tüm temaslara rağmen, barış umutlarını somut biçimde artıracak bir yol haritası maalesef henüz ortaya konabilmiş değildir.

Komşumuz İran ise işgal saldırılarının ardından, şimdi de toplumsal huzuru ve istikrarı hedef alan yeni bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Sokaklar üzerinden yazılmak istenen senaryoları hep birlikte ibretle takip ediyoruz. Diyaloğu ve diplomasiyi önceleyen, aklıselimi esas alan bir siyasetle İranlı kardeşlerimizin bu tuzaklarla dolu süreci inşallah geride bırakacağına inanıyoruz.

Biz, barışı ve istikrarı merkeze alan dış politikamızla bölgemizi belirsizliğe ve kaosa sürükleme riski taşıyan her türlü girişimin karşısında durmaya devam edeceğiz. Türkiye olarak bu konuda en başından beri ilkeli, tutarlı ve kararlı bir duruş sergiledik. Bugün de aynı çizgimizi muhafaza ediyoruz.

Bizim anlayışımıza göre her türlü sorunun çözüm adresi; karşılıklı güvene dayalı müzakere masasıdır. Buradan ilgili tüm tarafları aklıselime, diyaloğa ve diplomasiye davet ediyor; tansiyonu düşürmek adına üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğumuzu özellikle vurgulamak istiyorum.

"BİR VE BERABER SURİYE, BÖLGE İÇİN VAZGEÇİLMEZ"

Ortak bir tarihi, ortak bir kültürü, bin dört yüz yıllık ortak bir medeniyet birikimini paylaştığımız Suriye’deki her gelişme bizi doğrudan ve yakından ilgilendirmektedir. Komşumuz Suriye’nin 8 Aralık devrimiyle kavuştuğu özgürlük ortamının kalıcı huzura, istikrara ve barışa tahvil edilmesi için çaba harcıyoruz.

Toprak bütünlüğü haiz bir ve beraber Suriye'nin bölge için vazgeçilmez olduğu inancındayız.
Suriye, Arap, Türkmen, Kürt herkesindir.

Suriye halkının kardeşi, komşusu ve kara gün dostu bir ülke olarak bu süreci sabote edecek hiçbir teşebbüse müsaade edilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz. Tek devlet, tek ordu ilkesi Suriye’nin birlik ve bütünlüğü açısından vazgeçilmezdir. Bu ilkeyi tahkim edecek her türlü adımın Türkiye’nin desteğini aldığını ve almaya devam edeceğini ifade etmek isterim.

Devlet içinde devlet kurma peşinde olan bir avuç dışında Suriye halkının anlaşmadan memnun olduğu görülüyor.

Halep’in bazı mahallelerinin işgalden kurtarılması amacıyla geçen hafta başlatılan askerî harekât, dün ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasıyla neticelenmiştir. Şunu özellikle memnuniyetle ifade etmek isterim ki Suriye ordusunun bu hassas operasyonu her aşamasında büyük bir dikkatle yönetmesi, operasyon süresince sivillerin zarar görmemesi için azami hassasiyet göstermesi her türlü takdire şayandır.

Suriye’nin kuzeyini işgal altında tutan silahlı unsurlara karşı yürütülen bu süreçte Suriye ordusu son derece başarılı bir sınav vermiş; haklıyken haksız duruma düşürecek eylemlerden özenle kaçınmıştır. Suriye hükümeti, müzakereyi önceleyen politikasıyla yıllardır kangren hâline gelmiş bir sorunu mümkün olan en az hasarla çözüme kavuşturmuştur.

Tüm bunların Suriye’de kalıcı barış, huzur ve istikrar adına son derece kıymetli kazanımlar olduğuna inanıyoruz.

"ŞARA'YI TEBRİK ETTİM"

Dün akşam Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed Şara kardeşimle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Kendisine anlaşmadan ve yürütülen operasyondan dolayı tebriklerimizi ilettik. DAEŞ başta olmak üzere terörle mücadelede Türkiye’nin daima Suriye’nin yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini Sayın Şara’ya bir kez daha ifade ettik.

Suriye halkını dün olduğu gibi, inşallah yarın da yalnız bırakmayacağız.

"SURİYE KANA VE GÖZYAŞINA DOYMUŞTUR"

Bir avuç taşeron dışında Suriye halkının dünkü anlaşmadan büyük bir memnuniyet duyduğu açıkça görülmektedir. Halep’in, Rakka’nın, Deyrizor’un ve diğer Suriye şehirlerinin sokaklarından yansıyan görüntüler, Suriye halkının barışa duyduğu derin özlemi ortaya koymaktadır.

13,5 yıl boyunca büyük acılar yaşayan, ağır bedeller ödeyen, yüz binlerce evladını toprağa veren bu kadim halk, bugün umudu yeniden kuşanmakta, hayata yeniden sarılmakta ve artık savaş istemediğini açıkça ilan etmektedir. Her ne sebeple olursa olsun, kimsenin bu gerçeği görmezden gelmeye, hele hele bu umut iklimini sabote etmeye hakkı yoktur. Suriye’nin bereketli toprakları artık kana, acıya ve gözyaşına doymuştur.

Bundan sonra yapılması gerekenler son derece açıktır. Oyalamanın, ayak diremenin, bahanelerin arkasına saklanarak zamana oynamanın kimseye faydası olmayacaktır. Bölgemizde terörün devri kapanmıştır. Ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasının gerekleri gecikmeksizin yerine getirilmeli; hiç kimse bir kez daha yanlış hesap yapmamalıdır.

"IRKÇILIK VE KAVMİYETÇİLİK MEDENİYETİMİZİN REDDETTİĞİ BİR HASTALIKTIR"

Burada şu hususun özellikle altını çizmek istiyorum: Biz çıkar hesabıyla değil, insani hassasiyetlerle hareket eden bir iktidarız. Bugüne kadar attığımız her adımda değerlerimizi önceledik, ilkelerimizi gözettiğimiz. Coğrafyamıza daima gönül diliyle hitap ettik; tüm halklara kalbimizin kapılarını ardına kadar açtık.

Irkçılık ve kavmiyetçilik, bizim kadim kültürümüzün, medeniyetimizin ve inanç değerlerimizin reddettiği bir hastalıktır. Bu anlayışın bizim kitabımızda yeri yoktur. Tarih boyunca kurduğumuz tüm devletler, ırkçılığın reddi üzerine bina edilmiştir. Selçuklu da, Osmanlı da, Türkiye Cumhuriyeti de bu anlayış etrafında şekillenmiştir. Bugün Türk, Kürt, Arap ittifakından söz ederken de ecdadımızdan devraldığımız bu mirasla hareket ediyoruz.

Türkiye hiçbir mezhebin, hiçbir etnik kimliğin karşısında değildir. Türkiye, çatışmalar üzerinden güç ve çıkar devşirme gibi ucuz ve vicdansız hesapların içinde hiç olmamıştır. Aksine biz, bölge halklarına büyük acılar yaşatan sorunların kardeşlik zemininde, aklıselimle çözülmesini savunan bir ülkeyiz. Bu ilkemizi dost da düşman da çok iyi bilmektedir.

Buna rağmen, aralarında siyasetçi, yazar ve milletvekillerinin de bulunduğu bazı çevrelerde ırkçılık virüsünün yayılmaya çalışıldığını üzülerek görüyoruz. Hangi vicdan sahibi, zorla ailelerinden koparılan, 15–16 yaşlarında dağa kaçırılan çocukların ölüme sürüklenmesini savunabilir? Hangi akıl, şehirleri işgal edip sivillere zulmetmeyi meşru görebilir? Halep’in tamamen güvenli hâle gelmesi kimi, neden rahatsız eder?

Buradan yüreğim sızlayarak soruyorum: Ellerine yaşlarından büyük silahlar tutuşturulan, kandırılan o çocuklar hem Türkiye’nin hem Suriye’nin geleceği değil midir? Terörle, şiddetle, silahla hiçbir yere varılamayacağını anlamak için daha kaç çocuğun ölmesi, daha kaç annenin yüreğine evlat acısının düşmesi gerekmektedir?

Arap’ın kanı Kürt’e, Kürt’ün kanı Türk’e haram değil midir? Türk, Kürt, Arap, Türkmen; Sünni, Şii, Alevi hepimiz kardeş değil miyiz? O hâlde meselelerimizi kardeşlik ve komşuluk hukuku çerçevesinde çözmek varken bu nefretin, bu öfkenin, bu ayrışmanın anlamı nedir?Türkiye Cumhuriyeti dimdik ayaktayken neden başka hamiler, başka adresler aranıyor? Niçin elinde Müslüman kanı olanlardan medet umuluyor?

Irkçılık ve kavmiyetçilik gözlüğüyle olaylara bakan herkesi bu yanlıştan bir an önce dönmeye davet ediyorum. Biz bu coğrafyanın bin yıllık sakinleriyiz ve sahipleriyiz. Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın birbirinden başka gerçek dostu yoktur.

"ATLAS YAVRUMUZU KATLEDENLERİN YARGIDA DERSİNİ ALMASINI UMUYORUZ"

Atlas yavrumuzu katleden canilerin özellikle yargıda gereken dersi almasını istiyoruz. Burada özellikle yargının gerekli dersi çıkarmasını istiyoruz. Bu konuda üzerimize düşen her ne varsa, bunu sonuna kadar yerine getirme konusunda tam bir ahit ve kararlılık içinde olduğumuzu açıkça ifade ediyorum. Minguzzi olayı neyse, Atlas yavrumuzun yaşadığı hadise de en az onun kadar hepimizi derinden yaralamış, yüreklerimizi dağlamıştır. Bunlar asla kabul edilebilir olaylar değildir.

Başta Adalet Bakanımız olmak üzere, yargının tüm kurumlarıyla, İçişleri Bakanlığımızla birlikte bu meselelerin üzerine kararlılıkla gidilmesi ve gereğinin eksiksiz şekilde yapılması bizim görevimizdir, vazifemizdir. O pırıl pırıl, o tertemiz yavru nasıl olur da böylesine acımasızca hayattan koparılır? Bunun hesabını sormak, devlet olmanın, insan olmanın bir gereğidir.

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' VURGUSU

Kardeşlerim, Türkiye; Türk, Kürt, Arap demeden, Sünni, Şii ayrımı yapmadan, bir ve beraber olmayı, iri olmayı, diri olmayı istemektedir. Biz de bunun için samimiyetle gayret gösteriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin gayesi, hedefi ve menzili işte budur. Terörsüz bir bölge idealinin altını özellikle çizmemizin sebebi de aynıdır.

Elbette menzile ulaşmak Cenab-ı Allah’ın takdirindedir. Ancak biz, iktidar ve ittifak olarak bu uğurda çalışmaya, sağduyulu, sorumlu ve kararlı bir duruş sergilemeye inşallah devam edeceğiz. Bizi bölmek, parçalamak, birbirimize düşman etmek isteyenlere inat; kenetlenmiş bir şekilde müreffeh yarınlara omuz omuza yürüyeceğiz.
 
Geri
Üst