Son dakika... AK Parti Sözcüsü Çelik'ten 'Türkiye ile İsrail çatışır mı?' sorusuna yanıt: Dikkatli takip ediyoruz, kötü niyeti görüyoruz

Otomobil

Moderator
69ae8e37c202702b6e2924c4.jpg

HABER MERKEZİ- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü Ömer Çelik,NTV canlı yayınında Ahmed Arpat’ın sunduğu 'Özel Röportaj' programında konuştu.

"İRAN'A VAHŞİCE SALDIRILDI"

Çelik'in açıklamalarından öne çıkan satır başları şöyle;

"Bilinen siyasi tarih içerisindeki en korkunç savaşlardan bir tanesi. Birçok açıdan. Hem savaşın vahşiliği açısından, hem başlama şekli açısından, hem de bundan sonra doğuracağı sonuçlar açısından. Amerika ve İsrail'in İran'a bu şekilde saldırmasının hiçbir hakkaniyet temeli yok. Hiçbir hukuki temeli yok. Doğrudan saldırganlık, barbarlık dediğimiz bir tutumla İran hedef alınıyor. Bir de tabii İran'la esas konu olan nükleer müzakereler konusunda bir diplomasi masası kurulmuşken, işte birinci görüşme yapıldı, ikinci görüşme yapıldı. Üçüncü görüşmenin Viyana'da yapılma vakti gelmişti. Herkes o görüşmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bu vahşi saldırılar Amerika ve İsrail tarafından İran'a dönük olarak gerçekleştirildi.

İlginizi Çekebilir

"BU OLAYLA BİRLİKTE DÜZEN DİYE BİR ŞEY KALMAMIŞTIR"

Bunun tabii şöyle bir sonucu var. Diplomasi masasını bundan sonra kim ne için kursun? Yani aslında diplomasinin esası savaşı önlemek için. Savaşın ortaya çıkaracağı maliyetler herhangi bir şekilde kimse için, insanlık için bir sorun doğurmasın diye kurulmuş bir şeydir. Bu kalktığı zaman kaba güçten, kuvvetten başka bir şey konuşulmaz. İkinci husus dünya düzeni dediğimiz olguyla ilgili. Yani çok uzun zamandır çeşitli olaylar vesilesiyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin dikişlerinin zorlanmaya başladığını, dikişlerinin bazı yerlerden yırtıldığını, bunun güncellenmesi gerektiğini konuşuyorduk. Ama şunu net söyleyebiliriz artık, bu olayla birlikte düzen diye bir şey kalmamıştır. Yani düzenin güncellenmesi diye bir şeyden bahsedemeyiz. Çünkü ortada bir düzen yok, güncelleyecek bir şey yok. Çünkü kurala dayalı düzen medeniyetin en büyük kazanımıdır. Yani savaşın kurala bağlanması, savaş sürecinin kurala bağlanması. Şimdiye kadar neydi? Kural olarak bu uygulanmasa bile, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan ya da meşru müdafaa hakkı söz konusu olmadan herhangi bir savaşın söz konusu olmamasıydı güç yoluyla. Bu şekilde bir ülkenin, iki ülkenin başka bir ülkeyi haksız, hukuksuz, saldırgan bir şekilde, vahşi bir şekilde hedef alması demek bildiğimiz anlamda düzen kavramının, kural kavramının ortadan kalkması anlamına geliyor.

Tabii burada bir de alt başlıklar var. Alt başlıklardan bir tanesi şu. Mesela diyor ki rejim değişikliği talebiyle bunu yapıyoruz diyor. Şimdi rejimini her beğenmediği ülkeye bir başka ülke savaş açarsa rejim sebebiyle, o zaman dünyada barış içerisinde bir metrekare yer bile kalmaz. Her taraf kan gölüne döner. Sonra Amerikalı bir senatörün, açıktan bu din savaşıdır, Haçlı savaşıdır gibisinden birtakım sözler kullanması. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda son derece korkunç bir manzara çıkıyor ortaya.Şimdi bu tür dini birtakım sembollerin, üstelik çatışma bağlamı içerisinde çok daha yoğun kullanıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

NYT, Trump'ın yalanını ifşa etti! İşte ABD füzesinin İran'da 165 çocuğu öldürdüğü şok görüntü

"TÜRKİYE'DE MÜZAKERE BAŞKA OLURDU"

Bazı dostlarımızla bir araya geldiğimizde birisi şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu, bir akademisyen dostumuz, "İyi ki Türkiye'de olmamış" Yani müzakere masası Türkiye'de kurulmuşken böyle bir şey olması çok sıkıntılı olur diye. Orada ikinci bir görüş de söylendi ki ben şimdi söyleyeceğimiz ikinci görüşten yanayım. Hayır, İstanbul'da olsaydı, Türkiye'de olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde olsaydı bunun ağırlığı başka türlü olurdu. Bu masanın ağırlığı. Çünkü Türkiye, Ukrayna Rusya savaşında da masa kuran bir ülke. Dünyanın çeşitli kriz bölgelerinde masa kuran bir ülke ve bu konularda da bütün tarafların desteğini alan bir ülke. Tabii ki bunu şimdi bilemeyiz ama bunun ağırlığı muhakkak surette farklı olurdu. O zaman ben şimdi konumum gereği masa burada niye kurulmadı, başka yerde kuruldu onunla ilgili analize girmeyeyim. Ama çeşitli değerlendirmeler de yapılmıştı.

İRAN'DA YENİ LİDERMÜCTEBA HAMANEY

Biz İran Devleti’nin, İran halkının iradesine saygı duyarız. Yani bizim şu kişi olsun, bu kişi olsun, böyle bir tercih olsa başka türlü gider gibisinden söyleyebileceğimiz bir şey değil bu. Fakat tabii biraz İran sistemini de tanımak lazım. Yani oradaki nihayetinde işte bu Uzmanlar Meclisi denilen ayetullahlardan oluşan bir meclis seçiyor. Pek çok kriter burada gerçekleşiyor. Her seçimde devrimden sonra her seçimle ilgili olarak yani Ali Hamaney’in seçilmesiyle ilgili olarak da benzer tartışmalar gündeme gelmişti. Ama sonuç olarak orası da bir dini otorite makamı, aynı zamanda devlet başkanlığının üstünde bir makam olarak. Yani devlet başkanları, hükümet başkanları gittiği zaman dini liderle de görüşüyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinde de bu görüşmeler oldu defalarca. Dolayısıyla öyle çok radikal bir politika değişikliği, dini liderin şu ya da bu kişi olmasına göre olacak ya da bu şekilde politika değişir demek İran’ı çok tanımamak, İran devlet mimarisini, İran devlet işleyişini çok iyi bilmemek anlamına gelir. Ama sonuçta işte Uzmanlar Meclisi dediğimiz bir kurul ve onun altında şekillenen bir devlet mimarisi var, oradan bakıldığında.

Tabii eninde sonunda bir şekilde herkes bu savaş dursun ve masa yeniden kurulsun arayışı içerisinde olacaktır. Bütün bunlara karşı İran’ın geçmişten gelen bir şeyle bu 12 gün savaşlarından sonra da bir hazırlık yaptığı görülüyor. Yani merkezi idarenin yetkisini mozaik sistemi denilen başka otoritelere aktardığı şekilde. Bu tabii bir savunma konsepti olarak geliştirilmiş. Fakat İran dış politika tutumları açısından öyle kişilere göre çok fazla tutum değiştirmeyecek bir şeydir.

"İRAN DEVLETİNİN İRADESİNE SAYGI DUYMAK DURUMUNDAYIZ"

Biz İran halkına, İran devletinin iradesine saygı duymak durumundayız. Ama dışarıdan yapılan yorumların bir kısmı, özellikle Orta Doğu’daki işler söz konusu olduğunda Batı’da yapılan yorumların bir kısmı analizle temenniyi birbirine karıştırıyor.

Bizim tecrübemiz gösteriyor ki mesela ABD, Afganistan’da 20 yıl kaldı, hiçbir stratejileri yokmuş. Ya da işte Irak’a müdahale ederken, o zaman hatırlayın, şöyle nükleer silah var, böyle şeyler var falan filan denildi. Meğerse hiçbir şey yokmuş, strateji yokmuş. Gücün insanın bakışını, hatta devletlerin yaklaşımını yanıltan bir tarafı var. Güç bazen arttıkça stratejik yaklaşım zayıflayabiliyor. Zaten büyük kalıcılık, yani çok doğru işler gerçekleştirmek gücün artışıyla stratejik bakışın kuvvetlenmesi arasında doğrusal bir ilişki varsa o zaman iyi bir denge oluşuyor. Bundan biri ilerlerken diğeri zayıfladığı zaman orada bir sıkıntı çıkıyor. Yani buradan yansıyan, bu bir resmi bilgi değil tabii ki, ilk başta Amerika Birleşik Devletleri daha çok İran üst düzeyini hedef alıp, İran’ın füze kapasitesini yok etme odaklı bir yaklaşım içinde gözüküyordu. İsrail ise topyekûn rejimi, nükleer konuları, füze kapasitesini ve daha da ötesi İran’ın bütün bir devlet mimarisini hedef alan bir yaklaşım ortaya koyuyordu.

Tabii birincisi şudur, hiç kimsenin bir ülkeye rejim değişikliği için saldırma hakkı yok. Yani burada İsrail’in kendi kafasına göre bu kadar siyonist, katliamcı, soykırımcı bir devlet olarak etrafındaki ülkelerin rejimini şekillendirmeye çalıştığını, onların savunma kapasitesini yok etmeye çalıştığını görüyoruz. Ama onun ötesinde de şöyle bir şey var. Bir ülkeye sırf rejimi için ya da o ülkenin savunma hakkı olmasın diye saldırmak barbarlığın ta kendisidir, saldırganlığın ta kendisidir. Haksızdır, hukuksuzdur ve hakkaniyetsizdir. Dolayısıyla tüm bu argümanlar aslında meselenin yerli yerine oturmadığını gösteriyor. Daha sonrasında hatırlayın, bütün bunlar yetmeyince işte İran füze yapacakmış da bunu Amerika Birleşik Devletleri’ne atacakmış falan gibisinden şeyler gündeme getirildi. Ama faraziye ile savaş olmaz. Yani real bir tehditle ilgili olarak, biraz evvel bahsettiğim kurallar çerçevesinde olur.

Altında tedirgin eden yeni tehlike! Sevkiyatlar durdu, indirimli satıyorlar

"HALKIN ÜZERİNE ATEŞ YAĞIYOR"

Bir de şöyle bir şey vardır tabii. Yani bir devlet başkanının hedef alınması, bir dini liderin hedef alınması kurala dayalı düzen perspektifi açısından olabilecek en kötü, en gayrimeşru tutumdur. Dolayısıyla siz bunu yaptığınız zaman şu anda Tahran’daki rafineri vurulduğu zaman halkın üzerine ateş yağıyor. Oradaki liderlik kapasitesi yok edildiği zaman işte görüyorsunuz çeşitli ayrılıkçı hareketler hareketlenmeye başlıyor. Dolayısıyla topyekûn İran halkı cezalandırılmış oluyor. İran büyük bir ülke. Kadim bir kültüre sahip. Bu savaştan önce de biz bunu ifade ettik. İran’ın bir takım sorunları olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Ama bunu kendi dinamikleri içerisinde çözmesi lazım. Şu anda Amerika ve İsrail’in yaptığı gibi barbar bir saldırganlığın getireceği hiçbir sonuç yok. Afganistan’da denendi, başka yerlerde denendi. Hele de kara harekâtı gibisinden bir takım değerlendirmeler çok daha korkunç sonuçlara yol açar.

"İSRAİL’İN SINIRLARI NERESİDİR?"

Şimdi Cumhurbaşkanımızın “Dünya beşten büyüktür” sözü Birleşmiş Milletler’de çok duyuldu, Türkiye’de de çok iyi tanınıyor. Fakat diğer bir sözünün ne kadar önemli olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Birleşmiş Milletler kürsüsünden defalarca haritayı göstererek dedi ki, Birleşmiş Milletler’de şu anda bizi dinleyenlere ve dünyaya soruyorum, İsrail’in sınırları neresidir? Defalarca bu soruyu sordu Birleşmiş Milletler kürsüsünde. Şimdi bir devletin sınırları belirsiz olabilir mi? Bir devletin sınırları onun bir takım teolojik, teopolitik, dinci fantazilerine göre sürekli olarak genişletiliyor olabilir mi? Yani bakın şimdi mesela önce Davut Koridoru’nu kuracağız dedi. Sonra ne kadar şey varsa, dini terminoloji varsa diğer insanları hedef göstermek için bunu bütün bir siyasi literatürün üstüne boca ediyorlar. Böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Şimdi dolayısıyla ona bakarsanız yani bunların kafasındaki bu soykırımcı çetenin, İsrail çetesinin kafasındaki dünyada kendilerinden başka bir devlet, etraflarında herhangi bir ordu gücü, herhangi bir savunma gücü, herhangi bir devlet mimarisi kalmasını istemiyorlar. Yani işte Lübnan’a saldırıyor, Suriye’ye saldırıyor. Yemen’in durumu ortada. Gidiyor Somaliland’i tanıyor. Doğrudan başka ülkelerin sınırlarına müdahale ediyor ve kendi sınırları sürekli olarak başka ülkelerin aleyhine genişliyor.

Diyor ki işte Kutsal Kitap’a göre şu, şu, şu ülkeleri içine alacak şekilde İsrail’in toprak hakkı vardır. Ve o ülkeler beş altı tane İslam ülkesini kapsayan bir tablo ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla burada şunu görmek lazım. Eğer bugün bölge ve küresel düzen bir tehdit altındaysa bunu tehdit eden İsrail’dir ve dünyanın her yerindeki Yahudilerin güvenliğini tehlike altına sokan da Netanyahu hükümetinin bu politikalarıdır. Yani şu anda İsrail hem Batı’da değerler açısından hem dünyanın geri kalan yerlerindeki barış ve istikrar açısından en büyük ve yegâne tehdittir. Burada Amerika Birleşik Devletleri’nin bu işin içine girmiş olması ve stratejisizliğin sonuçları ortaya çıktıkça bunun daha ağır saldırılarla kapatılmaya çalışılması çok büyük bir facia ortaya çıkarıyor.

TÜRKİYE İLE İSRAİL ÇATIŞIR MI?

Biz herhangi bir ülkenin toprağının peşinde değiliz. Herhangi bir ülkeye dönük saldırgan bir tutumumuz yok. Biz savaşın değil barışın tarafındayız. Biz kaba kuvvetin değil diplomasinin tarafındayız. Allah’a şükür kendimizi koruyacak, milli güvenliğimizi her halükârda muhafaza edecek ve ulusal güvenliğimizi koruma açısından her türlü tehdide karşı savunma sanayimizin geldiği durumdan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlıklarına, istihbarat kapasitemizden iç güvenlik konseptimize kadar topyekûn bir hazırlığımız yıllardır var ve bunu güncelleyerek devam ettiriyoruz. Yani burnumuzun dibinde Esad rejimi vardı. İşte benim bazen söylediğim şöyle bir şey var. Türkiye’yi gözünüzün önüne getirin. Yukarıda, hemen yukarımızda Rusya Ukrayna savaşı devam ediyor. Aşağımızda, güneyi kastediyorum, Doğu Akdeniz’de balıkçı gemisi girecek yer kalmadı, her taraf savaş gemisi dolu. Onun biraz güneyinde Gazze’de soykırım devam ediyor. Uzun zamandır doğumuzda İran’la ilgili gerilim devam ediyordu, şimdi savaşa döndü bu. Balkanlarda da bazen düşük yoğunluklu, bazen orta yoğunluklu düzeyde çeşitli gerilim alanları var. Tam bunun ortasında Türkiye. Ege’deki konular, Kıbrıs’la ilgili konular, Doğu Akdeniz’le ilgili konular, bütün bunları düşündüğünüzde terör örgütleri ile mücadeleler. Bütün bunları düşündüğünüzde tabii ki Türkiye bütün bu hazırlıklarını bugün yapan bir ülke değil. Uzun zamandır bunu gerçekleştirdik.

"TÜRKİYE’NİN CEVABI TÜRKİYE’NİN GÜCÜDÜR"

Ama şu var, Türkiye’nin kimseden çekindiği yok. Herhangi bir şekilde hakkını, hukukunu müdafaa etmek, milli menfaatlerini müdafaa etmek konusunda da herhangi bir taviz söz konusu olamaz. İkincisi bazı siyasilerin doğrudan Türkiye’yi hedef alan açıklamalarını da görüyoruz. Yani bu konuda da herhangi bir şekilde bir naifliğimiz yok. Son derece dikkatli bir şekilde takip ediyoruz. Buradaki kötü niyeti de görüyoruz. Bunların hepsine tek tek cevap vermek durumunda değiliz. Türkiye’nin cevabı Türkiye’nin gücüdür. Türkiye’nin kendi iç cephesinin gücüdür. Türkiye’nin güvenlik gücüdür. Bu açıdan baktığınızda gerçekçi de olmak lazım tabii.

Dünya, bildiğimiz dünya sona eriyor. Yani sadece bizim neslin gördüğü şeyler, bildiğimiz dünyanın her bakımdan sona erdiğini, bütün kuralların değiştiğini gösteriyor. Onun için tabii ki tedbirimizi alacağız. Tabii ki bütün bunlara karşı hazırlıklarımızı yapacağız. Ama Türkiye’yi güven ülkesi olma imajının dışında göstermek isteyenlere karşı da dikkatli olmak gerekir.

İran haksız bir saldırıya uğruyor. ABD ve İsrail koalisyonu tarafından haksız, hukuksuz ve gayrimeşru bir saldırıya uğruyor. Dolayısıyla burada bu savaşa karşı çıkanlarla birlikte ve bu savaştan olumsuz etkilenenlerle birlikte topyekûn geniş bir cephenin oluşması gerekiyor İran’ın uğradığı bu haksızlığa karşı. Bu savaşın durdurulması için ve İran halkının daha fazla zarar görmemesi için. İran Körfez ülkelerine, oradaki Amerikan üsleri var diye birtakım füzeler gönderiyor. Biz bu stratejinin çok doğru olmadığını ifade ettik. Yani burada Amerika’nın ve İsrail’in saldırısını tamamen gayrimeşru bulduğumuzu, tamamen haksız ve hukuksuz bulduğumuzu söyleyerek temel ilkeyi koyuyoruz. Tutumumuzu buna göre konumlandırıyoruz. Buna göre şekillendiriyoruz. Ama bunun yanı sıra da İran’ın diğer İslam ülkelerine bu şekildeki füze atışlarının İran’a bir faydası olmayacağı gibi bütün kesimleri zayıflatan, aynı zamanda İsrail’in büyük resimde görmek istediği tabloya dair birtakım sonuçlar çıkarabilecek bir gidişatı olabileceğini de değerlendiriyoruz. Şimdi mesela işte bu ülkelerden de İran’a şimdi cevap verenler oldu. İleriki zamanda o yayın organlarını izlediğimizde daha başka cevapların da verileceği değerlendiriliyor. Bu şekildeki bir şey İran ile Körfez ülkeleri arasındaki ya da en son Azerbaycan ile ilgili olarak gündeme gelen konu, bu barış masasının kurulması için sarf edilmesi gereken enerjiyi başka bir yere harcar. Amerika’nın ve İsrail’in saldırganlığını örten bir işlev görebilir veya onu daha geriye iten bir işlev görebilir ki bu da doğru olmaz. Burada esas olan Amerika ve İsrail’in ortaya koyduğu bu saldırganlığa karşı denge oluşturabilecek en geniş cephenin daha da daralmasına yol açabilecek sonuçların ortaya çıkmamasıdır. O sebeple bizim yaklaşımımız bu şekilde.

Bir de tabii o üsleri kullandırmayan, o üslerden füze atılmayan ülkeler de var. Başka istikrarsızlıklar da yaratıyor. Bazıları cevap vermeye yöneliyor. Bütün bu çerçeveye baktığımızda bu daha da olumsuzlaşacak, İran halkına daha da zarar verecek bir tablo çıkmasın. Diğer İslam ülkelerini işin içine çekecek bir tablo çıkmasın istiyoruz. Bugün ve dün o Amerikalı senatör Graham’ın Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri İran’a karşı mücadelede ön safa geçsin şeklinde bir yaklaşımı var. Onlar açısından tabii ne İran ne de diğer ülkeler önemli değil. Çünkü cümlenin sonunu şöyle bağlıyor. İran’da savaşı kazanacaklarını söylüyor ve diyor ki çok korkunç ve iğrenç bir cümle, 'çok para kazanacağız' diyor, oranın petrol kaynaklarını kullanacağız diyor. Şimdi dolayısıyla buradaki insanlık dışı yaklaşımları marjinalleştiren, barış ve istikrar isteyenleri bir araya getirmek gerekiyor. Herkes çok idealist olmayabilir. Çıkarları açısından da barış ve istikrar isteyen ülkeler olabilir. Mümkün olan en geniş ekibi, en geniş ortaklığı burada oluşturmak lazım.

"FIRLATILAN FÜZE HAVA SAHAMIZI HEDEFLEDİĞİ İÇİN VURULDU"

Şimdi İran, Türk hava sahasına giren ve etkisiz hale getirilen füze ve Azerbaycan’a yönelik saldırı sonrası biz yapmadık açıklaması yapmıştı. Ama sonra Pezeşkiyan’dan şöyle bir açıklama daha geldi. 'Özür diliyoruz' dedi ve liderlik olarak komşu ülkelere füze atmama kararı aldık diye bir açıklama yaptı. Buradan hareketle acaba yani biz attık şimdi artık atmama kararı aldık şeklinde de yorumlanabilir. Türk hava sahasını hedeflediği görüldüğü için vuruldu. O füze. Hedefi güneydeki Amerikan üsleri olarak değerlendiriliyor. Onu kesin bir şey diyemem şimdi ama Amerikan üslerini hedef aldıklarını söyledikleri için. Ama sonuç olarak şöyle oluyor. Birçok ülke örneğinde gördüğümüz gibi siviller de hayatını kaybedebilir. Birincisi bu. İkincisi Sayın Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın söyleminden sonra İran içerisinde bazı milletvekillerinin ona itiraz eden söylemleri oldu. Buradan da gözüküyor dışarıdan bakıldığında İran içerisinde bu strateji konusunda devlet aygıtı içinde konsolide bir yaklaşım olmadığı görülüyor. Konsolide bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın söylediği ile diğerlerinin söyledikleri arasında ve Devrim Muhafızları’nın Körfez’deki Amerikan üslerini hedef almaya devam edeceklerini söylemesi ile bazı milletvekillerinin söyledikleri arasında bir çelişki var.

"BİZ DE HAKLARIMIZI MAHFUZ TUTUYORUZ"

Bizim burada söylediğimiz şununla ilgili bir şey. Yani meseleyi Sünni Şii meselesine taşıyanlar var. Tarihsel rekabetlere taşıyanlar var. Bunlar doğru şeyler değil. Bir ülke ve bu ülke bizim komşumuz haksız ve hukuksuz bir saldırıya uğruyor. Bu saldırıyı durdurmak için elimizden gelen bütün diplomatik kapasiteyi, bütün gücümüzü buna seferber etmemiz gerekiyor. Burada esas olan barış masasının kurulması, diplomasinin tekrar çalışmaya başlaması ve bu saldırının durmasıdır. Bunun için de en geniş cephenin oluşturulması gerekir. Diplomatik aygıtın en güçlü şekilde çalışabilmesi için. Ama şimdi İran ile Körfez arasında bir gerilimin ortaya çıkması o ülkelerin kendi savunma haklarını gündeme getiriyor. Nitekim bizim açıklamamızda da vardı. Biz de haklarımızı mahfuz tutuyoruz dedik. Yani hiç kimse hiç kimsenin ülkesini hedef almamalıdır dediğimizde bu herkes için geçerli bir prensiptir.

Bir füze daha gelirse tabii o geldiği zaman değerlendirilir ama şunu söylemek lazım. Ankara, Türkiye herhangi bir şekilde kendisine yönelen bir saldırıyı hiçbir gerekçeyle mazur görmez. Bu doğru bir şey değildir. Bugün baktığınızda net bir şekilde Amerika ve İsrail’in saldırganlığına karşı çıkan, aynı zamanda da İran’ın bu savaşın Körfez ülkelerine yayılması şeklindeki politikasının doğru olmadığını ifade eden, yani hem ilkeyi ortaya koyan hem de itidali yan yana getiren bir yaklaşımın gerekli olduğunu görüyoruz.

KKTC'ye 6 ADET F-16 KONUŞLANDIRILMASI

Doğu Akdeniz’deki durum ortada. Yani Doğu Akdeniz’de dediğim gibi öyle tabir ediyorum, neredeyse balıkçı kayığı koyacak yer kalmadı. Her taraf savaş gemisi dolu. Tabii biz burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini düşünmek zorundayız. Rum tarafı şu anda Siyonizmle, siyonist saldırganlıkla, bu soykırımcı şebekeyle en yakın duran taraflardan bir tanesi. Yani alenen bunu yapıyor. İşte İsrail’le tırnak içinde güya güvenlik işbirliği falan dedikleri birtakım mekanizmaların içerisine giriyor. Tabii bu da esasında alınlarına yazılan bir utanç vesikası olacak. Yani bu kadar soykırım yapılırken, bu kadar soykırımcı bir devlet aygıtı söz konusuyken bu anlaşmaları imzalayan ya da bu ilişkileri kuran işte en önde Yunanistan’la Rum kesimi geliyor. Aslında Yunanistan’daki sol kesimler İsrail’in bu saldırganlığına karşı her zaman Filistin’in yanında yer almıştır ama şimdi maalesef Rum kesimi dahil böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Bir de Rum kesimi şöyle bir hata yapıyor. Oraya birilerini getirdiği zaman Türkiye’ye karşı ya da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı bir kuvvet üstünlüğü kurabileceğini düşünüyor. Halbuki bizim güney illerimizden oraya bir savaş uçağımızın gidişi beş altı dakikalık bir mesafe. En son biliyorsunuz Kerpe Adası’na, Girit’in güneyinde Patriotlar yerleştirdiler. Orada da bir kuvvet artışı gerçekleştiriyorlar. Biz tabii bu Rum kesiminin, Yunanistan’ın bu girişimlerinin herhangi bir ciddiye alınır tarafını görmüyoruz. Veya işte çıkıyor Fransa çok yanlış bir şekilde 'ben oraya Rum kesimini desteklemek için İran füzeleri onu hedef alıyor diye savaş gemisi göndereceğim' diyor. Tabii burada doğal olarak bizim bir, oradaki hak ve menfaatlerimiz açısından, ikincisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini sağlamak açısından bütün bu kaosun Doğu Akdeniz’deki bütün bu tablonun içerisinde kuvvet dengesini daha da pekiştirmek üzere bu adımları atmamız gayet normal. Bu herhangi bir kimseye karşı atılmış bir adım değil. Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatleri, oradaki kaotik tablo içerisindeki güvenlik perspektifini pekiştirme açısından atılmış bir şey.

"BAŞKA ADIMLAR DA GELEBİLİR"

Ama şunu eklemek gerekir oraya. Yani hava savunma sistemleri olur, drone merkezi olur, başka adımlar da gelebilir. Tabii ki. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tam bütün bu Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin ortasında bir konumda. Biz bunu herhangi bir kimseye karşı değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği, hak ve menfaatleri ve Türkiye’nin hak ve menfaatleri için yapıyoruz tabii ki.

Şimdi bazı ülkeler vardır, politikalarına katılmasanız bile bir olgunluğu vardır politikasının. Rum kesiminde olmayan şey bu. Yani Rum kesiminin mesela politikasını tanımlayacak olsanız şımarıklık ve fırsatçılık diye tanımlarsınız. Şimdi bu şımarıklık her kendisinin yarattığı sorunu Avrupa Birliği meselesi haline getiriyor Yunanistan’la beraber. Birincisi bu. İkincisi NATO’nun dikkate alması gereken şey şu. Yaptıkları, Yunanistan’ın yaptığı bu yaklaşımlarla, tavırlarla çünkü o silah yerleştirdikleri adalar gayri askeri statüdeki adalardır ve bu silah yerleştirme hukuksuzdur. Dolayısıyla Yunanistan NATO içerisinde bir politika bölünmesine yol açan, NATO içerisinde ayrışma yaratan, tartışma yaratacak birtakım yaklaşımlar ortaya koymuş oluyor. Avrupa Birliği açısından ise mesele şudur. Yani tabii sınır sorunu olan Rum kesimini ilkesiz bir biçimde Avrupa Birliği’ne aldıkları günden bu tarafa Rum kesimi onlar için bir baş ağrısı olmuştur. Yani ben Avrupa Birliği Bakanlığı da yaptım. Kapalı toplantıda oturduğunuzda hakikaten bunlardan bıktık derler. Dışarıya çıktıklarında herhangi bir şekilde ses çıkaracak halleri kalmaz. Şimdi de oradaki hareketliliği bahane edip güya geçici olarak işte Kerpe’ye Patriot yerleştirmekten Rum kesimine bazı şeyler yerleştirmeye kadar bunu böyle ele alıyorlar. Ama daha sonra kalıcı hale getirmek için de bir sürü mazeret ürettiklerini biliyoruz birçok konuda. Dolayısıyla burada Türkiye’nin attığı bir adım buna karşıdır. Bugün bu şekilde yapıyorsanız bu yanlış kalıcı hale gelmemelidir. Avrupa Birliği biz de buradayız der gibi bu son gelişmeler içerisinde davranıyor. Avrupa Birliği bir yerde varlık gösterecekse Rusya Ukrayna savaşında bir ara bulucu olsun. Yani şöyle bir şeye dönmüş durumda Avrupa Birliği. Bugün mesela dünyadaki krizleri gözünüzün önüne getirin. Avrupa Birliği bu krizlerde ne işe yarar deyin. Hiçbir cevap koyamayıp iki kelime yazamıyorsunuz karşısına. Böyle bir şey olmaz. İkincisi Avrupa’daki Avrupa Birliği içindeki siyasi yaklaşımın da bu krizlere karşı etkili ve tutarlı bir politika ortaya koyamadığını görüyoruz.

Fenerbahçe maçı sonrası Senad Ok'tan Guendouzi'nin sarı kartına tepki! 'Acilen yabancı hakem gelmeli'
 
Geri
Üst