Yasam
Moderator
Masumiyet Müzesi, dijital platformda izleyicileriyle buluştu. Kimi izleyici Kemal ile Füsun'un hikayesinde bir aşk hikayesi, kimisi de saplantılı bir bağlanma örneği izledi. Klinik Psikolog Derya Yalçınkaya, ntv.com.tr okuyucularına Kemal karakterinin psikolojik analizini yaptı.
Orhan Pamuk'un kaleminden çıkan Masumiyet Müzesi, aynı isimle uyarlanarak dijital platformda izleyicileriyle buluştu. Uyarlama dizinin konuşulmasıyla birlikte kitap da yok sattı.
Tekstil zengini Basmacı ailesinin oğulları Kemal Basmacı ve uzak akrabaları Keskin ailesinin kızları Füsun'un hikayesini anlatan kitaptaki aşk, iki kişi arasında yaşanan bir bağ mı yoksa zihindeki bir kurgusallıktan ibaret mi?
Klinik Psikolog Derya Yalçınkaya, izleyicisiyle buluşan dizinin karakteri Kemal Basmacı'yı psikolojik açıdan analiz ederken, heyecanla başlayan duygunun zamanla kimliği ayakta tutan obsesif bir yatırıma dönüştüğünü söylüyor. Uzmanlara göre Kemal'in yaşadığı salt bir ayrılık değil, nesneler aracılığıyla anıları dondurma çabası. Yalçınkaya, bu sebeple hikayedeki aşkın karşılıklı bir duygudan çok, kişinin kendi iç dünyasında kurduğu bir varoluş hikayesine dönüştüğünü düşünüyor.
"KEMAL'İN BENLİĞİNİ AYAKTA TUTAN PSİKOLOJİK BİR DAYANAK"
Klinik Psikolog, Kemal'in Füsun'a olan duygularının ilk evrede aşkın heyecanını taşıyarak arzu, özlem ve sahip olma isteğinin hakim olduğunu, devamında da ilişkinin gerçekliğini kaybederek içsel bir kurgunun parçasına dönüştüğünü belirtiyor.
Heyecanın yerini saplantıya bırakan hikayede, Kemal'in Füsun ile değil de kendi zihninde bir ilişki kurduğunu da ekliyor. Masumiyet Müzesi'ndeki hikayede duygu, karşılıklı bir bağ olmaktan çıkıyor ve Kemal'in benliğini ayakta tutan bir psikolojik dayanağa dönüşüyor. Uzman isim bu noktada da “Artık aşk değil, kimliği düzenleyen bir obsesif yatırım söz konusu” olduğunu vurguluyor.
"FÜSUN SİMGESEL BİR VARLIK OLARAK KONUMLANDIRILMIŞ"
Hikayede Kemal karakterinin “Aşk”ı anlamlandırma şeklinin hayatının merkezine yerleştirdiği bir anlatı olarak kurgulandığını dile getiren Yalçınkaya, şöyle devam ediyor:
“Burada romantik idealizasyon çok belirgindir. Sevdiği kadını insan olarak değil, simgesel bir varlık olarak konumlandırır. Bu tarz anlamlandırma biçimi, çoğu zaman narsisistik kırılmalar sonrası görülen “yüce bir aşk” inşasına benzer. Kaybettiği ilişkiyi sıradanlaştırmak yerine mitolojikleştirir. Çünkü sıradanlaşma, kaybın kabulü demektir.”
KAÇINGAN BAĞLANMA
Kemal'in hikayesinde gördüğümüz örüntünün, kaçıngan bağlanmaya yakın olduğunu söyleyen uzman isim, söz konusu bağlanma stilinde kişinin; yoğun yakınlığa ihtiyaç duyduğunu, ayrılığı tolere edemediğini ve ilişki kaybını, benlik kaybı gibi boyutlarda yaşadığına değiniyor. Ayrılık bu bağlanma şeklinde ise ilişkinin sonu değil, varoluşsal bir tehdit anlamı taşıyor.
"BASİT BİR HATIRA SAKLAMA DEĞİL"
Derya Yalçınkaya, “Kemal’in yaptığı şey basit bir hatıra saklama değildir” diyerek karakterin, ilişki içerisinde ve ayrılık sonrasında Füsun'u çağrıştıran eşyaları biriktirip, onlarla teselli kurmasını travma belleğinin somutlaştırılmasına örnek gösteriyor. Kemal karakterinin de olayların yaşandığı yerlerde ve anlarda kalarak, nesneleri zamanı dondurmak için bir araç olarak kullandığına işaret ediyor.
Travma kaybının ise Kemal karakterinde; obsesif kompulsif özellikleri, komplike yaş tepkileri, kısmen istifleme davranışları şeklinde göründüğünü belirtiyor. Uzman isim hikayedeki istifleme davranışı üzerine ise şöyle bir ayrıntıya değiniyor
“Dizideki nesne biriktirme davranışı ekonomik ya da işlevsel değil; duygusal düzenleme amaçlıdır. Her eşya, 'ilişki hâlâ sürüyor' yanılsamasını besler.”
HANGİ NOKTADA UZMAN DESTEĞİ GEREKİR?
Derya Yalçınkaya, kişilerin yaşadıkları ayrılık sonrası dönemin ilk aylarında yaşanan yoğun yas tepkisinin normal olduğunu söylüyor. Fakat kişide iştahta değişim, uyku bozulması, olumsuz anıların sürekli düşünülmeye başlaması ve sosyal izolasyon gibi durumların 6 ayı aşan bir süreçte devam etmesi ve yaşantısını olumsuz etkilediği taktirde komplike yas tablosundan söz edilebileceğinin altını çiziyor. Bu süreçte ise uzman isim “Kişi kaybı yaşamıyor, kaybın içinde yaşıyorsa psikolojik destek gerekir” diye de vurguluyor.
"BAZI AŞKLAR KİŞİ VE ZİHNİ ARASINDA YAŞANIR"
Bağımlılığın en güçlü halinin zihinsel kurguda yaşandığını belirten Klinik Psikolog, gerçek ilişkide hayal kırıklığının yaşandığını, sınır ve karşılığın var olduğunu; zihinsel ilişkide ise kişinin senaryoyu yazdığını anlatıyor. Derya Yalçınkaya, son sözlerini de şöyle ekliyor:
"Zihinde kurulan ilişki dopamin döngüsünü sürekli canlı tutar. Belirsizlik, ulaşamama ve idealizasyon bağımlılığı besler. Bu nedenle ulaşılamayan aşk, ulaşılan aşktan daha kalıcı iz bırakır. Genel çerçevede Kemal’in hikâyesi bize şunu gösterir, bazı aşklar iki kişi arasında yaşanmaz; bir kişi ile onun zihnindeki imge arasında yaşanır. İnsan bazen sevdiğini değil, o sevginin kendisine verdiği kimliği kaybetmekten korkar.”