SON DAKİKA HABERLER: 'İflas' çağına girildi, geri dönüşü yok! Tüketimde 'rahatsız edici gerçek'

Magazin

Moderator
6970a8276c6fd87cdd13182c.jpg

Dünya, milyarlarca insanı etkileyen bir "küresel su iflası" çağına girmiş durumda. Birleşmiş Milletler’in yayımladığı yeni bir rapor, suyun aşırı kullanımı ve kirletilmesinin acilen ele alınmaması halinde, tüm sistemin ne zaman çökeceğinin bilinmediğini ve bunun barış ile toplumsal uyum açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koydu.

GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN NOKTA

Rapora göre yaşamın tamamı suya bağlı olmasına rağmen
, pek çok toplum uzun süredir nehirler ve topraklarda her yıl yenilenebilecek olandan daha fazla su tüketiyor; ayrıca yer altı suları ve sulak alanlar gibi uzun vadeli su depoları aşırı şekilde kullanılıyor ya da yok ediliyor. Bu durum, insan su sistemlerinin büyük bölümünün eski seviyelerine geri döndürülemeyecek noktayı geçtiği anlamına gelen bir “su iflasına” yol açmış durumda.

The Guardian'ın haberine göre
iklim krizi de tabloyu ağırlaştırıyor. Buzulların erimesi, suyu depolayan doğal sistemlerin yok olmasına neden olurken, aşırı kuraklık ile aşırı yağışlar arasında ani geçişler yaşanıyor.

Raporun başyazarı ve BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nden Prof. Kaveh Madani, her havzanın ya da ülkenin su iflası yaşamadığını ancak ticaret ve göç yoluyla dünyanın birbirine bağlı olduğunu vurguladı. Madani’ye göre yeterince kritik sistem bu eşiği aşmış durumda ve bu da küresel su riskini temelden değiştiriyor.

6970a7c06c6fd87cdd131826.jpg


AŞIRI SU ÇEKİMİ ŞEHİRLERİ ÇÖKERTİYOR

Rapora göre bugün dünya nüfusunun yüzde 75’i su güvensizliği veya kritik düzeyde su güvensizliği yaşayan ülkelerde yaşıyor. Yaklaşık 2 milyar insan ise yer altı suyu akiferlerinin çökmesi nedeniyle zemini çöken bölgelerde hayatını sürdürüyor.

Su kaynakları üzerindeki çatışmalar 2010’dan bu yana keskin biçimde arttı. ABD’de Colorado Nehri ve Avustralya’daki Murray-Darling sistemi gibi büyük nehirler artık denize ulaşamıyor. Hindistan’ın Chennai kentinde olduğu gibi, şehirlerin tamamen susuz kalma riskiyle karşı karşıya kaldığı “sıfır gün” krizleri giderek yaygınlaşıyor. Rapora göre dünyanın büyük göllerinin yarısı 1990’ların başından bu yana küçüldü. İngiltere gibi görece nemli ülkeler bile, suya bağımlı gıda ve ürün ithalatına olan bağımlılıkları nedeniyle risk altında.

'RAHATSIZ EDİCİ GERÇEK'

Madani, "Bu rapor rahatsız edici bir gerçeği ortaya koyuyor: birçok kritik su sistemi zaten iflas etmiş durumda. Bu son derece acil bir durum çünkü tüm sistemin ne zaman çökeceğini kimse bilmiyor" dedi.

Habere göre insanlar tarafından çekilen tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Ancak Madani, milyonlarca çiftçinin giderek küçülen, kirlenen ya da yok olan su kaynaklarından daha fazla gıda üretmeye çalıştığını belirtti. Madani, "Örneğin Hindistan veya Pakistan’daki su iflası, dünyanın birçok yerine yapılan pirinç ihracatını da etkiler" dedi. Rapora göre küresel gıdanın yarıdan fazlası, su depolama kapasitesinin azaldığı ya da istikrarsız olduğu bölgelerde üretiliyor.

Madani’ye göre su iflasıyla mücadele, giderek parçalanan dünyada ülkeleri bir araya getirme fırsatı da sunuyor:

Alıntı Metni

Hakemli dergi Water Resources Management’ta yayımlanacak bir çalışmaya dayanan BM raporu; nüfus artışı, kentleşme ve ekonomik büyümenin tarım, sanayi, enerji ve şehirler için su talebini artırdığını ortaya koyuyor. Raporda, “Bu baskılar artık inkâr edilemez küresel bir tablo oluşturmuştur,” deniliyor.

İndus, Sarı Nehir ve Dicle-Fırat havzaları gibi dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinde nehirler zaman zaman denize ulaşmadan kuruyor. Rapora göre, "Birçok havzada kriz yöneticilerinin dönmeyi umduğu ‘normal’ durum fiilen ortadan kalktı". İran’daki Urmiye Gölü’nden ABD’deki Salton Sea’ye ve Çad Gölü’ne kadar pek çok göl küçülüyor. İnsanların doğadan su “çalması”, yaban hayatını da ağır biçimde etkiliyor.

6970a7e96c6fd87cdd13182a.jpg


TAHRAN, CAPE TOWN, SAO PAUOLO...

Yer altı sularının aşırı kullanımı, dünyanın dört bir yanında şehirlerin çökmesine yol açıyor. İran’ın Rafsanjan kentinde zemin yılda 30 santimetre, ABD’de Tulare’de yaklaşık 28 santimetre, Meksiko’da ise yaklaşık 21 santimetre çöküyor. Cakarta, Manila, Lagos ve Kabil de etkilenen büyük kentler arasında.

Raporda, Tahran, Cape Town, São Paulo ve Chennai gibi şehirlerin "sıfır gün" su krizleriyle karşı karşıya kaldığı; suyla bağlantılı çatışmaların sayısının ise 2010’da 20 iken 2024’te 400’ün üzerine çıktığı belirtiliyor.

Habere göre insanlık, sulak alanları yok ederek ve su yollarını kirleterek kullanılabilir su miktarını daha da azaltıyor. Son 50 yılda, Avrupa Birliği’nin yüzölçümüne eşdeğer büyüklükte sulak alanın yok edildiği ifade ediliyor.

KRİTİK ÇAĞRI

Rapor, küresel ölçekte suyun korunması ve kullanımı konusunda köklü bir zihniyet değişikliği çağrısı yapıyor. Buna, su çekme haklarının mevcut bozulmuş arzla uyumlu hale getirilmesi; tarım ve sanayi gibi su yoğun sektörlerin ürün deseni değişiklikleri, daha verimli sulama ve daha az israfçı kentsel sistemlerle dönüştürülmesi de dahil. Ayrıca geçim kaynakları değişmek zorunda kalan topluluklara destek verilmesi gerektiği vurgulanıyor.

"Su iflasının yönetimi dürüstlük, cesaret ve siyasi irade gerektirir" diyen Madani, "Kaybolan buzulları geri getiremeyiz, aşırı sıkışmış akiferleri yeniden şişiremeyiz. Ama daha fazla kaybı önleyebilir ve yeni hidrolojik sınırlara göre kurumları yeniden tasarlayabiliriz" ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreter Yardımcısı Tshilidzi Marwala da “Su iflası, kırılganlık, yerinden edilme ve çatışmanın itici güçlerinden biri haline geliyor. Bunun adil şekilde yönetilmesi artık barış, istikrar ve toplumsal uyumun korunması için merkezi önemde" dedi.

İFLAS, ÇÖKÜŞ, SİSTEMSEL BAŞARISIZLIK...

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden Prof. Albert Van Dijk ise küresel sürdürülebilir su yönetimi sorunlarının çok gerçek olduğunu belirterek, "iflas" yerine "çöküş" ya da "sistemik başarısızlık" tanımını tercih ettiğini söyledi. Van Dijk, iklimin giderek daha düzensiz hale geldiğini vurgulayarak, “Artan değişkenlik, kıtlık kadar büyük bir sorun. Su bazen daha fazla geliyor ama yanlış yerde ve yanlış zamanda,” dedi.

Londra’daki Royal Holloway Üniversitesi’nden Dr. Jonathan Paul ise raporun, insanlığın suya kötü muamelesinin “su döngüsü” kavramının yaşanabilirliğini tehdit ettiğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Paul, "Odada duran fil, yani büyük ve eşitsiz nüfus artışının rolü raporda yalnızca bir kez açıkça anılıyor. Bu büyümeyle yüzleşmek, modası geçmiş ve kapsayıcı olmayan su yönetim modelleriyle oynamaktan daha etkili olur" değerlendirmesinde bulundu.
 
Geri
Üst